|
|
|
|
Rüya, hakikat âlemine açılan pencerelerden, olmuş ve
olacak hâdiselerin aynen veya bir kısım sembollerle
müşahede edilmesinden ibarettir. İnsan zihni,
değişik baskı ve şartlanmalardan uzak kaldığı
ölçüde, her rüya, ötelerden bir ışık, bir işaret
gibi insanın önündeki karanlıkları aydınlatıp, ona
yol gösterebilir.
Rüyalarda göze, maddeye ve ışığa ihtiyaç
duyulmadığı, görülen şeyler basiret ve ruhun
idrakiyle sezildiği içindir ki, onlar çok defa
insana, tasavvur edemeyeceği kadar güzel ve geniş
şeyler de anlatabilirler. Bir tek rüya ile dün,
bugün ve yarına dair kitaplara sığmayacak kadar
geniş malûmatın verildiği hiç de az değildir.
Rüya görmeyen insan yok gibidir. Bu itibarla da ona,
ruhun tabiî müşahedesi diyebiliriz. Bu müşahedeyle
insan âdeta cismaniyet çeperinin dışında ve tamamen
ayrı bir buudda yaşar ve aynı kuşakta kadere ait kim
bilir, pek çok sırları sezebilir...
Aynıyla ortaya çıkan rüyalar o kadar çoktur ki, eğer
her şahıs gördüğü rüyalardan sadece tabiri çıkanları
tespit edebilseydi, bundan ciltlerle kitaplar
meydana gelirdi.
Her temiz gönlün istidadına göre öteki âlemden
insanın müşahede ufkuna sarkmış nice rüyalar vardır
ki, gönül, o rüyalara girip tenezzüh eder, her biri
birer gül bahçesi sayılan o bahçelerdeki kevser
çeşmelerine varıp kana kana içer ve sonsuzluğa
açılan o gizli menfezlerden gözlerin görmediği,
kulakların işitmediği ve ruhların tasavvurundan âciz
bulunduğu ne manzaraların müşahedesiyle kendinden
geçer...
Rüyalar sayesindedir ki, kalb ve basiret gibi iki
ayrı hassamızın var olduğunu idrak eder ve cismin üç
boyutlu zindan ve mahbesinden kurtuluruz. Vâkıa,
hakikatle bütünleşmiş yüksek ruhlar için öteleri
müşahedede rüyalara ihtiyaç yoktur. Onlar her zaman,
orayı ve burayı bir arada görür ve sonsuza ait
güzelliklerle mest ü mahmur yaşarlar. Ne var ki, bu
kapı herkese açık değildir; açıldığı kimselere de
çok ciddî mücahede ve ruhî tecrübelerden sonra
açılabilmektedir.
İnsan zihnini en pes şeylerin iç içe bulunduğu bir
mezbelelik görenler veya bu mevzudaki tespitlerini
hayvanî duyguların bulanık dünyalarında takip
edenler, bin bir ilham esintisinin üfül üfül esip
durduğu rüyaları, şuur altı hortlaklarının karnavalı
görüp-göstermelerine karşılık, ilk ilhamlarını
onlardan alan binlerce mucit ve binlerce hak dostu,
misal âleminin bu feyyaz ve bereketli iklimine hep
minnet duymaya devam edeceklerdir.
Dünyayı aydınlığa boğan En Yüksek Ruh, rüyalarla
yelken açtığı mârifet denizlerinde seyrederken bile,
yer yer bu ilk kutlu basamağa dönmüş ve
peygamberliğin kırk şu kadar şubesinden bir parça
sayılan bu mübarek fidanlığa göndermelerde
bulunmuştur.
|
|